Uluslararası Ticarette Dijitalleşme ve DLT Ne Zaman Yaygınlaşacak? – I
22 Haziran 2023 | Linkedin: ULUSLARARASI TİCARETTE DİJİTALLEŞME VE DLT NE ZAMAN YAYGINLAŞACAK? – I
ULUSLARARASI TİCARETTE DİJİTALLEŞME VE DLT NE ZAMAN YAYGINLAŞACAK? TİCARETİN TARAFLARI NE ZAMANA DEK KIRILIM YARATAN TEKNOLOJİLERE UZAKTAN BAKACAKLAR?
Uluslararası ticaretin dijitalleşmesi konusu özellikle Covid-19 Pandemi sonrasında üzerine en çok çalışılan konular arasında yer alıyor.
Yapay Zeka ile chatGPT’nin kullanılmaya başlandığı ve Apple’ın “Vision Pro” adlı ilk giyilebilir bilgisayarı olan Karma Geçeklik Gözlüğünü piyasaya tanıttığı şu günlerde, 25 Trilyon USD’yi aşan uluslararası mal ticaretinin[1] hala kağıtlar üzerinden sürdürülmesi pek de akla sığmıyor.
Hiç şüphesiz Uluslararası Ticaretin dijitalleşmesini sağlayacak en önemli teknolojik kırılım, DLT (Distrubuted Ledger Technology) ya da DLT’nin en başarılı uygulaması olan Blockchain’dir.
Bununla birlikte, DLT’nin yarattığı heyecan bir türlü uluslararası ticarette beklenildiği hızla yaygınlaşmıyor gibi gözüküyor.
Peki neden uluslararası ticarette dijitalleşme sağlanamıyor? Sorun Nerede Düğümleniyor?
Uluslararası ticarette tarafların çokluğu, ülke yasalarının farklılıkları, özellikle deniz taşımacılığı yapan uluslararası firmaların aşırı geleneksel yapısı ve sektörün kıymetlisi “ticari verilerin” korunmasında yeni ve distruptive teknolojilere güvenin henüz oluşmaması bu sektörün “çağ atlamasının” önündeki temel engellerdir. Bir de üzerine neredeyse her sektöre ve ticaret bölgesine göre değişen uygulama çeşitliliği eklenince, elektronik ticari veri kullanımında ve transferinde vazgeçilmez unsur olan “standart”ları oluşturmak zorlaşmakta ve zaman almaktadır.
Öyle ki denizcilik sektörünün 1970’lı yıllara dayanan EDI (Electronic data interchange) tipi güvenli mesajlaşma yapısı hala kullanılmakta olup günümüzün kolay ve real-time veri paylaşımını sağlayan teknolojisi API’ye tercih edilmektedir. Neredeyse Container’ın keşfi kadar eski olan ve yazılım kodlarını bilen uzman sayısı neredeyse kalmayan EDI neden hala tercih ediliyor diye düşünmemek elde değil. Sanırım cevabı hepimizin hayatında bir parça yer alan geleneksele olan bağımlılıktır!
Son derece hantal, verimsiz olduğu çok açık olsa da uluslararası ticaretin oyuncuları arasında işleyen bir düzen bulunmaktadır. Eski teknolojik yapılar ve manuel iş akışları girift bir şekilde birbiri içine girmiş olup DLT başta olmak üzere yeni teknolojiler ile bu yapıları yenileme cesareti görece az banka, lojistik firması, fintech ve ülkede ortaya çıkmaktadır. Bir de bunların üzerine merkeziyetsiz dağıtık defter teknolojisine dair yasal düzenleme ile denetleme kuruluşlarının eksikliği eklenince dijitalleşmenin yaygınlaşmasına ket vuran bir döngü ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak, Avrupa banka ve firmalarını da kapsayan bankacılık ve fintech tecrübelerimde gördüm ki “icat çıkarmayalım şimdi” lafı sadece ülkemize has bir deyiş ve durum değildir.
Öte yandan, uzak doğu banka ve firmaları DLT ve diğer distruptive teknolojilerine hızla yatırım yapmaktan korkmayıp Avrupa’nın aksine deneyimlerini zenginleştirmekten çekinmiyorlar. Bu sırada, yaşlı Avrupa ise yasal düzenlemelere öncelik vermekte ve tecrübe edinme girişimlerini ertelemektedir. Örneğin, akreditifli ödemeleri yoğunlukla kullanan Çin, Hindistan, Singapur, Malezya gibi ülkelerde DLT nin en iyi örneklerinden birisi olan ve Corda teknolojisini kullanan Contour Network’üne[2]ilgi oldukça yüksektir.
Peki Lojistik sektörü kağıtsız ticarete ve DLT kullanımında ne zaman gönüllü olacak?
Dünyada ticaret hacminin %80’i[3] deniz yolu ile gemicilik sektörü tarafından taşınmaktadır. Her ne kadar dijitalleşme yönünde geçmişte Tradelens[4] gibi çeşitli girişimler olsa da bu karmaşık ve hantal sektörün diğer oyuncularının gerisinden geleceğini tahmin etmek zor değil. Bu duruşu bozacak gelişmeler yok değil aslında!
Avrupa Birliğinde 2024’den sonra uygulamaya alınacak eFTI’ısı[5] (Electronic Freight Transport Information) ve İngiltere’nin yasalaşmak üzere olan “Electronic Trade Documents Bill” i yasal zemini sağladığı anda denizcilik dahil taşıma sektörünün geleneklerini terketme göçü hızlanacaktır. Bu göçü şimdiden imzalanmaya başlanan uluslararası bölgesel anlaşmalar daha da ivmelendirecektir.
Havayolu taşımacılığı ise baştan standart veriye dayalı olarak kurulması nedeniyle çok daha kolay entegre olmaya namzet olmakla birlikte, dünya ticareti hacminde görece düşük orana sahiptir. Bu nedenle dijital ticarete geçişteki zorluk havayolu taşmacılığı sektöründen ziyade gemicilik sektöründe kilitlenmektedir.
Öte yandan, lojistik sektörüne fiziksel ve teknolojik alt yapı hizmeti veren Liman İşletmeleri ya da çoklu taşımacılık yapan Lojistik Hub’ları benim en çok dikkatimi yönelttiğim alandır. Ne de olsa malların gemilere yüklenmesini ve varış noktasında alıcılara teslimini, depolanmasını ve gümrüklenmesini sağlayan yerler limanlardır. Dolayısıyla gemilerin, freight forwarder’ların, ithalatçı ve ihracatçı firmaların liman yönetimleri ile on-line ve real time iletişim içinde olması malların en kısa sürede gümrük süreçlerini tamamlayıp alıcılarına teslimi için elzemdir. Fakat her ne kadar Limanlarda optimizasyon alt yapıları sağlansa da limanların lojistik sektörüne ciddi bağımlılıkları bulunmaktadır; ne de olsa liman ya da taşımacılık hub’ları son derece hassas olan ticari verinin sahibi değillerdir! Demek ki yine birbirinin içine girmiş karmaşık ticari ilişkiler, çağ dışı kalan yapılar ve bağımlılıklar burada da bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Gelelim Sigorta sektörüne, onlar da en az lojistik sektörü kadar geleneklerine bağlı bir sektördür. Dolayısıyla lojistik sektörünün dijitalleşmesini bekliyorlar. Bununla birlikte, gemideki malın durumunu tespit etmeyi sağlayacak IoT teknolojisi yaygınlaştığında sigorta sektörü de kendini bambaşka oyun kuralları içinde bulacaklar! Ancak, lojistik ve bankacılık sektörü dijitalleşene dek sessizliklerini korumaya devam edeceklerdir.
Taşımacılık Sigorta sektörünün gelenekselliği risk yönetiminde önünü görmelerini zorlaştırmakta ve önemli sorunlara yol aşmaktadır. Örneğin, dünya toplam ticaretinin %12’sinin geçtiği Süveyş kanalında 2021’de yaşanan Ever Given kazası[6]sırasında taşınan mallara dair dijital verilere sahip olunsaydı özellikle sigorta sektörü çok daha etkili çalışabilecekti. Neden mi? kaza nedeniyle kanal girişinde sırada bekleyen yüzlerce geminin gecikmesinin sebep olduğu zarar ziyan hesaplamalarını önceden öngörebilecek verileri olacaktı.
Peki Bankalar DLT’yi hayata geçirmede ve ticaretin finansmanını dijitalleşmede ne durumdalar?
Bankalar özellikle 2008 krizinden sonra dijitalleşmeye çok yatırım yaptılar. Yasal zorunluluk halini alan ve uyulmadığında yüksek cezalarla yaptırımlara maruz kalan bankalar OFAC, KYC kuralları nedeniyle operasyonlarını verimli hale getirmek için dijitalleşme faaliyetlerinde ciddi bir şekilde başı çektiler.
Dahası hızla büyüyen dünya ticaretinin para hareketlerini yönetmede tek başlarına yapacakları teknolojik yatırımlar yetersiz kalacağından API ve Bulut teknolojisini de arkalarına alarak Açık Bankacılık ve Fintech kuruluşları ile entegre olmaktan çekinmediler. Bankalar teknolojiye dayalı işbirliklerini oluşturmayı çok kısa zamanda öğrendiler.
Dolayısıyla, bence uluslararası ticarette ve finansmanında dijitalleşme vizyonuna en yakın taraf esasında Bankalar ve finansal kuruluşlardır.
Ancak Bankalar, ithalatçı ve ihracatçı firmalarını ve muhabir bankalarını ikna ederek özellikle DLT temelli işbirliği ağlarını kurmakta zorlanmaktadır. İlaveten aşağıda sıralan konular nedeniyle bu alanda kendilerine sunulan distruptive teknolojik çalışmalara öncelik vermekte gönülsüz davranabiliyorlar;
· Fiziksel mal hareketi ile para hareketini birleştiren ve ödemeleri fiziksel mal hareketine bağlayan akreditif ürününde Bankalar işbirliğine dayalı networkler kuramadıklarından kendilerini SWIFT’in sunduğu hantal hizmete bağımlı hissetmeye devam etmektedir.
1973 yılında 239 banka tarafından kurulan SWIFT, günümüzde akreditif alanına gerek standartlar ve daha da önemlisi iş akışları bakımından yatırım yapmamaktadır. Daha ziyade ödemeler alanına odaklanan SWIFT’in kısa vadede bu alana yatırım yapacağına dair bir bilgi de bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, geleneksel usuller ile bir akreditifli işlemin gerçekleşmesi kaçınılmaz olarak hala 15-20 günü bulmaktadır. Bu durum ve uzayan rezerv süreçleri firmaların nakit akışlarına ket vurmakla kalmamakta, uygun evrak teslimi için limanlarda bekleyen mallar nedeniyle yüksek operasyonel maliyetlere sebep olmaktadır.
Dünyada 1,8 trilyon USD’yi bulan firmaların finansman açığı ihtiyacında SWIFT’in yetersiz ve tamamen manuel akreditif akışları önemli bir rol oynamaktadır. Ne denli büyük zaman, enerji ve para israfı değil mi?!
· Bankaların diğer bir beklentisi ise, fiziksel mal hareketini sağlayan lojistik sektörünün dijitalleşmesi sayesinde ticarete dair dijital verileri veya elektronik devredilebilir belgeleri güvenli bir şekilde işleme alabilmektir.
Bankalar ve hatta firmalar bu taleplerinde haklıdırlar. Zira üretilen malın yüklemesinin yapıldığını ispatlayan konşimento ya da taşıma belgeleri, akreditifli işlemlerde bankalarca ödeme yapılamasını sağlayan en temel belgelerden birisidir. Bu belgeler günümüzde hala DHL gibi kurye firmalarınca kağıt ortamında bankalar arasında hareket etmektedir. Geç gelen bu kağıtlar nedeniyle “letter of indemnitiy”(LOI) uygulamasına gidilmektedir. Diğer bir ifade ile bankaların onayı ile mallar taşıyıcı tarafından konşimento olmaksızın ithalatçıya teslim edilmektedir. Bu uygulama bankaları zora sokmakla kalmamakta, firmaların LOI için bankalara teminat yatırmasına ve ekstra maliyetlere katlanmasına sebep olmaktadır. Çoğu zaman da bu süreç banka ile ithalatçı arasında sürtüşmelere neden olmaktadır. Bankalarla tesis ettikleri güven ilişkisi ile sorununu çözebilen büyük firmaların bu avantajına KOBİ’ler sahip değillerdir.
Sonuç olarak, her ne kadar bankalar teknolojiye uyum sağlamak istese de lojistik sektöründe üretilen kağıtlara kendilerini bağımlı görmekte ve yumurta-tavuk çıkmazına saplanılmaktadır.
Lojistik sektörü bir gün elbet dijitalleşecek ve kağıtsız ticarete geçecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere, yasal alt yapı ve standartların eksikliğinin de etkisi ile bu sektörün dijitalleşmesine daha zaman var.
Peki banka ve firmaların lojistik sektörünü bekleyerek dijitalleşme çalışmalarını ertelemesi mi gerekiyor?
· Uluslararası ticarette dijitalleşmenin tek tarafı lojistik sektörü değildir. Buraya saplanmak firma ve bankalar için en kötü tercih olabilir. Çünkü beklemek hızla değişecek teknolojiye dayalı yıkıcı değişime uyumu engelleyebilir. Üretim ve ticarete dayalı tedarik zinciri verilerini kullanması kaçınılmaz olan ESG alanındaki kurallar nedeniyle özellikle firmalar çok zorlayıcı rekabet koşullarına maruz kalacaklar.
Oysa ki uluslararası ticaretin finansmanı, dijital kimlikler ve standartlar gibi alanlarda hizmet veren çok başarılı fintech firmaları bulunmakta olup bunlarla işbirliği yapmak geleceğe hazırlanmakta önemli fırsatlar sunacaktır.
Bunlardan birisi uçtan uca alıcı, satıcı ve bankaları birbirine real- time bağlayarak akreditif akışlarını UCP600 göre kolaylaştıran Singapur kökenli Contour Network’dür. Üstelik birlikte işlerliği (interoperability) sağlamak için diğer teknoloji firmaları ile pek çok işbirliği girişimi olduğu için firmalar ve bankalara vizyon sağlamada çok faydalı olacaktır.
Banka ve firmaların, dijitalleşme çalışmalarının ve iş birliği ağlarının daha da gelişmesini beklemek yerine kendi gelecekleri için biraz sınırların dışına çıkarak düşünmeleri ve teknolojiye dayalı yeni deneyimlere açık olmaları gerekiyor.
· Bankaların kafasını karıştıran bir diğer unsur ise gümrüklerin dijitalleşmesidir. Oysa, gümrükler uluslararası ticaretin önemli aktörlerinden birisi olsa da akreditif veya diğer ödeme şekillerinde Bankaları bağlayan taraf değillerdir. Bankacılık kariyerimde hiçbir akreditif metninde gümrük beyannamesi istendiğini görmedim.
Dahası, başta ülkemiz gümrükleri olmak üzere işbirliği yaptığımız pek çok gümrük otoritesi dijital imza uygulamasını desteklemektedir dahası da dijital veriye dayalı bilgilerin PDF e dönüştürülmesi son derece kolaydır.
Dolayısıyla, başta bankalar olmak üzere firmaların gümrüklerin DLT ile dijitalleşmesini beklemesi anlamlı olmayacaktır. Dijitalleşme sürecinde önemli hizmetler sunan mevcut ağlara ve platformlara girerek en azından bir yerlerden bu yolculuğa başlamak gerekiyor.
· Bankaların akreditifli ödemedeki hantal iş akışlarını kendi kendilerine çözme arayışları devam etmektedir oysa ki bu mümkün değildir. Bu ihtiyacın giderilmesi için uluslararası tarafsız network işleticilerine ve platformlarına gereksinim bulunmaktadır. Günümüzde DLT’nin nimetlerini Bankalara sunan Fintech’ler olmadan yeni teknolojileri hayata geçirmek çok zordur. Henüz pahalı bir teknoloji olan DLT üzerinden hizmet vermek isteyen fintechlerin azlığı bankaların cesaretini kırmakla birlikte bu işe yatırım yapan ciddi firmalar bulunmaktadır.
Peki uluslararası ticarete dair taraflar birbirini beklerken banka ve firmalar ne yapmalı? Beklemek mi yoksa etki alanlarında çözüm bulma arayışına devam etmek mi?
İnovasyona dayalı projelerin en büyük düşmanı “mükemmele ulaşma isteği”dir. Bireysel yaşamda da böyledir, en iyisi olsun derken bir de bakarız ki hiçbir şey yapmamışızdır.
O zaman şöyle düşünmekte fayda var; çok karmaşık uluslararası ticaretin istediğimiz yapılara kavuşmasını beklemek yerine dijitalleşme yönünde olgunlaşan çözümleri ve platformları kullanmaya gayret etmeliyiz. Bunlar, standartlar, dijital kimliklere yatırım, e-imza, barkod yapıları ve hatta iç süreçlerin sadeleşmesi dahi olabilir. Örneğin akreditifli ödeme şekline dair iş akışını DLT üzerinde güvenli bir şekilde kolaylaştıran Contour veya Komgo gibi bir platform varsa bu platformların networklerine dahil olmalıyız.
Peki fintechler ile işbirlikleri banka ve firmalar için bir risk midir yoksa kazanç mıdır? Bazı riskleri varsa da neden bu deneyimi edinmeliyiz?
Bankacılar riski sevmezler, ama bankacılık para kazanırken risk yönetme becerisidir. O zaman akreditifli ödeme şekline dair bir çözümü bir platform sağlayıcı fintechten satın alma kararı alınırsa kuruma getirisi ve riskleri neler olur diye bir ön analiz yapmak gerekiyor.
DLT üzerinden ilk defa ülkemizde işlem yapan bir bankanın eski yöneticisi ve uluslararası fintechler ile çalışma şansı yakalayan bir kişi gözüyle benim analizim şöyle:
· DLT çok yeni bir teknoloji, ya uluslararası ticaretin geleceğinde bu teknoloji işlemezse diye endişe edilmeli mi?
DLT geleceğin değil, bugünün teknolojisi oldu bile. Bu yüzden İngiltere bu teknolojinin yapabileceklerini görüp var gücü ile yasal çalışmalara ve uluslararası anlaşmalara yoğun mesai harcıyor. G7 ülkeleri de bu konuda ortak memorandum yayımladılar.
Hadi diyelim ki DLT yaygınlaşmadı; bu da sorun olmaz çünkü dijitalleşme konusuna hazırlanması gereken işgücünün ve üst yönetimin bakışında müthiş bir mind-set değişimi ve öğrenme deneyimi ile zenginleşiriz. Bu da mutlaka yeni ufuklar açılmasını sağlayacaktır.
· SWIFT akreditif mesajları herkesin bildiği ve kabul ettiği bir uygulama, alt yapımızı buna göre tasarlamış durumdayız. Mevcut yapıya bozmak mı gerekecek ya da entegrasyon için yeniden pek çok çalışma mı yapacağız?
Hayat değişim demek, internetin ve akıllı telefonun ne denli kısa sürede hayatımıza girdiğini düşünürsek iç süreçlerin de sürekli değişmek zorunda olduğunu akılda tutmak lazım. Üstelik neden herşeyi birden değiştirelim ki? Deneyim kazandıkça ve emin oldukça back-office’leri entegrasyon yoluna çıkmak teknoloji sayesinde hiç de zor değildir.
Ayrıca, hemen mevcut alt yapıyı değiştirmek yerine, pek ala kısalan akreditif süreçleri sonucu peyder pey işgücünü operasyondan teknolojiye ve entegrasyona kaydırabiliriz.
· Kurum içinde ekipleri inandırma ve eğitme maliyetine katlanmak konfor alanının dışına çıkmak zor gelebiliyor.
Yeni bir distruptive- yıkıcı teknoloji dünyasına hazırlanıyoruz. Dinlediğim pek çok uluslararası webinar’da dönüşümün önündeki engellerin başında distruptive teknolojilere işgücünün hazırlanması yer alıyor. Hatta, hangi ülkelerin bu alanlarda öne geçeceğinin başat ölçütlerinden birisi olarak nitelikli ve zihnen hazır iş gücünün varlığı ısrarla öne sürülmektedir.
Geleceğe hazırlanmak ve ayakta kalmak için verimli olmak ve bu maliyete katlanmak kaçınılmazdır.
· Kar veya getiri odaklı üst yönetime bu yeni teknoloji ve oluşumları anlatmakta önemli endişeler taşınmaktadır.
Yenilikçi girişimlerin tutunması için yoğun konsantrasyon, sabır ve zaman gerekir.
İyi bir planlama yanısıra ticaret akımları uygun doğru müşteriler ve muhabir bankalar ile çalışılması sayesinde dijitalleşme hizmeti veren platformlardan ve networkler’den önemli faydalar ve bilgi birikimi edinilecektir.
Kısa vadede sonuç ve getiri yerine orta uzun vadeye odaklanmaktan başkaca bir çare bulunmamaktadır.
· Önden başka kurumlar denesinler. Eğer ilk girenler memnun kalırsa biz de dahil oluruz.
Bu da bir yoldur. Ancak, yeni teknolojiyi ya da bu yeni networkleri öğrenmekte geç kalınırsa ilerde daha fazla maliyete katlanılır, yetişmiş işgücü olmadığı için adaptasyon gecikebilir ve rekabette geç kalınabilir.
· Lojistik sektörünün dijitalleşmesi bizim önceliğimiz olup bu sektör değişince dijitalleşme çalışmalarına dahil oluruz.
Deneyim kazanabilecek hazır teknolojik platformlar ve ağlar varken bunlardan faydalanıp tüm gücümüzle bilgi ve deneyim kazanmak ilerde hangi parçaları birleştirmemiz gerektiğini öğretecektir. Zihnimizdeki bu bağımlılıklar nedeniyle büyük resmi kaçırma riskini taşımak anlamlı değildir.
Dijitalleşmenin, veri standartlarından dijital tüzel kişilik kimliğine pek çok boyutu var. AI, IoT, Blokchain, 5G ile birleşince resim büyüyecek ve bir yerden deneyerek öğrenmeye başlamalıyız.
· DLT’ye dayalı çözüm sunan platformda işlem süreçlerinin çok kısaldığını ve verimli olduğunu görüyoruz ama ağda yeterince banka ve firma henüz yer almıyor.
Bir platform ya da teknolojinin işinizi görebileceğini anladığınız anda bir yerden başlamak gerekmektedir. Madem ortada iyi bir çözüm varsa ve süreçleriniz kısalmış ise mutlaka diğer ticaret ortakları da zamanla katılacaktır.
· Firmalara yeni teknolojileri ve akışları anlatmak zor ve yeni platformlara onboarding zahmetli bulunuyor.
Onboarding süreçleri eskisi gibi zor değildir. DLT, Web, API ve bulut derken birkaç dakika içinde uygulamaları telefonlara nasıl da indirdiğimizi unutmayın.
· Platformlara üyelik için karmaşık özel hukuk anlaşmalarını incelemek gerekmektedir.
Aslında bunun farkında olan fintechler hukuksal dokümanlarını son birkaç yılda oldukça sadeleştirmişlerdir.
Dahası, çoğu uluslararası ticaret sözleşmelerinin yasal zemini olan İngiliz Hukukunda yakın zamanda yapılacak önemli bir değişiklik sonucunda ticarete dayalı elektronik kayıtlar hukuken kabul görecektir. Bu durumda dijital çözümler sunan platformlarda rulebook kullanımı önemini yitirecektir.
Öte yandan, hukuk ekiplerinin distruptive teknolojiye dair işleyişleri anlaması tecrübe birikimini sağlamada önemli bir kazançtır.
Sonuç olarak:
Yeni distruptive teknolojilerin uluslararası ticaret alanında kullanımı kaçınılmazdır. Banka ve firmaların rekabette yerini kaybetmemek için her türlü dijitalleşme çalışmasını, çözüm sunan fintech’lerin ürünlerini ve yeni işbirliği ağlarını yakından takip etmesi, anlaması, öğrenme maliyetlerine katlanması ve cesaretle deneyim kazanması bir zorunluluktur.
[1] https://www.wto.org/english/res_e/booksp_e/trade_outlook23_e.pdf
[2] https://www.contour.network/
[3] https://unctad.org/publication/review-maritime-transport-2021#:~:text=Maritime%20transport%20is%20the%20backbone,higher%20for%20most%20developing%20countries.
[4] https://www.tradelens.com/
[5] https://eur-lex.europa.eu/EN/legal-content/summary/electronic-freight-transport-information.html
[6] https://en.wikipedia.org/wiki/2021_Suez_Canal_obstruction