GTR 2025 Etkinliği Ardından İzlenimler
24 Ekim 2025 | Linkedin: GTR 2025 Etkinliği Ardından İzlenimler
20 Ekim 2025 tarihinde gerçekleştirilen GTR Etkinliği, her zamanki gibi yoğun bir ilgiyle karşılandı. Başta firmalar ve bankalar olmak üzere finans sektöründen 600’ü aşkın katılımcının yer aldığı etkinlik, zengin ve kapsayıcı içeriğiyle dikkat çekti. Seçkin konuşmacıların derinlikli ve etkileyici paylaşımları, programın kalitesini daha da artırdı.
Bu etkinlikte, “Kağıtsız sınır ötesi faaliyetler: Türkiye’de ticari belgelerin dijitalleştirme yolculuğu” oturumunda moderatör olarak yer aldım ve çok değerli konuklarım;
- Interzoon – Dijital uluslararası ticaret platformu – firmasınının kurucusu Abdullah Kiremitçi,
- Ticaret Bakanlığı Anlaşmalar Genel Müdürlüğü Dijital Ticaret Dairesi Başkanı Çiğdem Koşan ve
- Turko Teknik firması sahibi Hamdi Delipoyraz
ile birlikte sınır ötesi ticarette dijitalleşmenin “neden olsa iyi olur” noktasından çıkıp “olmak zorunda” hale nasıl geldiğini ve bunun nasıl çözümlenebileceğini tartıştık.
GTR 2025’te hem Türk firmaları hem de finans sektörü temsilcileriyle sohbet etme, oturumlarda dile getirilen tespitleri dinleme fırsatı bulduğum için son derece mutluyum.
Aşağıda, etkinlik sırasında aldığım notlar ve bunlara dayanarak yaptığım değerlendirmeleri özetlemek istiyorum.
Dünya ve Türkiye Arka Planı
Dünya, tanımlamakta zorlandığımız bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Siyasi ve ekonomik dengeler, paradigmalar, iş yapış biçimleri, roller ve teknoloji baştan aşağı yeniden şekilleniyor. Artık geçmiş yıllarla kıyaslanamayacak ölçüde belirsiz ve karmaşık bir dönem içindeyiz.
Küresel ticaret ağındaki en küçük bir dalgalanmanın bile etkisi büyük. Tedarik zincirleri son derece iç içe geçmiş durumda. Örneğin, Türkiye’deki finansal koşullar ve artan maliyetler, tekstil sektörünün üretim tesislerini başta Mısır olmak üzere farklı ülkelere taşımaya yöneltiyor. Jeopolitik gerginlikler, savaşlar ya da faiz politikaları artık domino etkisiyle tüm coğrafyaları etkiliyor. Ukrayna’daki savaş, Avrupa’da talep daralmasına ve bunun sonucunda AB’ye mal tedarik eden firmalarda ciddi kayıplara yol açıyor.
Belirsizlik ve Yüksek Enflasyonun Tedarik Zincirlerine Etkisi
Bu ortamın doğal sonucu olarak birçok sektörde kâr marjları düşüyor. Rekabet için bir süre tolere edilen maliyet artışları, zamanla üretimin başka ülkelere kaymasına ya da tedarik zincirlerinin kırılmasına neden oluyor.
Türkiye özelinde durum daha da karmaşık. Baskılanan kur, %33’ü aşan yıllık enflasyon, yüksek faiz oranları ve daralan kâr marjları; sanayicinin üretim iştahını ve ihracatı zorluyor. Kredi kullanımına getirilen sınırlamalar da iç talebi baskılarken, ihracatın GDP’ye katkısı azalmış durumda. Nitekim Türkiye’nin mal ve hizmet ihracatı/GDP oranı2022’deki %38,6 seviyesinden 2024 itibarıyla yaklaşık %28’e gerilemiş.
Türkiye’de gelir dağılımındaki adaletsizlik de büyüyor: en zengin %20, toplam gelirin yarısını; en zengin %5 ise yaklaşık dörtte birini alıyor. Bu durum, nitelikli iş gücünün yurtdışına göç etmesine, artan işçilik maliyetlerine ve sanayicilerin süreklilik sağlamada zorlanmasına neden oluyor.
Türkiye ekonomisinin en önemli yapısal sorunu ise yüksek enflasyon ve bütçe açığı. Bu tablo, firmaların finansman giderlerini olağanüstü seviyelere taşıyor. Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç’ın Ağustos ayı Meclis Toplantısındaki açıklamasına göre, ilk 2500 sanayi kuruluşunun finansman giderlerinin faaliyet kârı içindeki oranı %80’i aşmış durumda. Bu durum ülkenin rekabet gücünü ciddi biçimde zayıflatıyor.
Firmaların Hazine Yönetimi Deneyimi ve Önerileri
Artık büyük firmalar dahi banka kredilerine ulaşmakta zorlanıyor ya da çok yüksek faiz maliyetlerine katlanmak zorunda kalıyor.
Dolayısıyla yalnızca KOBİ’lerin değil, büyük şirketlerin de temel gündemi işletme sermayesi ve likidite yönetimi olmuş durumda.
Etkinlikte en çok duyulan kelimeler “likidite” ve “çalışma sermayesi” idi.
Bir konuşmacının benzetmesi çok çarpıcıydı: “Kârsızlık kansere, likidite eksikliği ise kalp krizine benzer.”
Eskiden tedarik zinciri finansmanı ürünleri pahalı ya da gereksiz bulunurdu. Düşük faiz ortamında bankaların trade finance ürünleri daha cazipti. Ancak bugün yüksek faiz ve belirsizlik ortamında Tedarik Zinciri Finansmanı (Supply Chain Finance) yeniden ön plana çıkmış durumda. Dijital altyapıları sayesinde hız ve esneklik kazandıran bu platformlar, firmalara önemli avantajlar sağlıyor.
Dayanıklılık ve Finansal Ürün Çeşitliliği
IGSAŞ firmasından Gülçığ Atalık’a göre bu dönemde en doğru strateji, dayanıklılığı artıran ve çeşitliliği öne çıkaran finansal modelleri benimsemek. Bu görüşe katılmamak mümkün değil.
Finansman kaynağının seçiminde tek kriter maliyet olmamalı; esneklik, hız, vade uyumu ve çeşitlilik de en az maliyet kadar önemli.
Akreditif, dynamic discount, reverse factoring, seküritizasyon, avalli poliçeler, stok finansmanı gibi tüm enstrümanlar birlikte kullanılmalı.
Bazen hız avantajı için forfaiting ürünüyle alacağı öne çekmek; bazen likidite fazlasını bilançoda tutmak yerine dinamik iskonto ile borcu erkenden kapatmak daha akılcı olabiliyor. Akreditif veya teminat mektupları gibi risk azaltıcı enstrümanlar, nakdi krediye erişim için kaldıraç olarak değerlendirilebiliyor.
Bence yakın gelecekte, poliçe ve bono temelli finansman teknikleri ile konşimento ve stok finansmanı ürünleri, ticaretin dijitalleşmesiyle çok daha akışkan hale gelecek.
Dayanıklılık kapsamında öne çıkan diğer konular: borç-alacak yönetimi, tahsilat izleme ve stok yönetimi oldu.
GTR 2025 Sonrası Değerlendirmelerim
Geçmiş yıllardaki GTR etkinlikleriyle kıyasladığımda, bu yılın atmosferi ve tartışma başlıkları Türkiye’nin içinde bulunduğu zor dönemi net biçimde yansıtıyordu.
Gözlemlerime dayanan değerlendirmelerim şöyle:
- Türk bankalarının dış ticaret finansmanı ürünlerinde esneklik ve inovasyon alanı daralmış durumda. Yoğun regülasyon ortamı yenilikçi ürünlerin gelişimini sınırlıyor, Dijitalleşmenin getirdiği avantajları kullanma imkanını aşağı çekiyor.
- Bankalar ve firmalar kısa vadeli çözümlere, günü kurtarma stratejilerine odaklanmış durumda.
- Hem firmalar hem de finans kurumları nitelikli iş gücünü bulmakta ve elde tutmakta zorlanıyor.
- İhracatçı firmalar, özellikle KOBİ’ler, kur destekleri gibi dolaylı devlet yardımlarına bağımlı hale gelmiş durumda — bu da piyasa dengesini ve dayanıklılığı, kendi ayakları üstünde durma becerilerini bozuyor.
- Bankalar ve firmalar, blockchain, DeFi, stablecoin, token, CBDC gibi yeni finansal teknolojilere zaman ve kaynak ayıramıyor. Oysa dünya bu alanda büyük değişimlere gebe.
- Sınırda Karbon Düzenlemesi ile birlikte ürünün tüm hayat döngüsünü yansıtan yapılandırılmış verilere geçiş kaçınılmaz. Belgelerden elektronik kayıtlara geçiş hızlandıkça, finansman fonksiyonlarının işleyişi de köklü biçimde değişecek. Ancak firmaların bu alanda henüz somut hazırlıkları yok ya da GTR gündemi yapacak kadar önemli bulmuyorlar.
- Likiditenin bu kadar çok konuşulduğu bir dönemde maliyet kontrolü ve verimlilik neredeyse hiç konuşulmadı.
Oysa, uluslararası ticarette, lojistik, depo, gümrük ya da bankacılık tarafında yaşanabilecek 1 günlük gecikmenin finansman bedeli günümüzde çok yüksek.
Firmalar bu alanı, gümrük müşavirlerine ve lojistik firmalarına bırakmış durumdalar ve gecikmelerin sebebini kontrole alacak ölçüme dayalı tedbirleri almıyorlar.
Oysa, kağıtlara dayalı bilgi akışındaki yavaşlık daralan kar marjları daha da aşağı çekiliyor. Dünya bu konuda aksiyonlar alırken ülkemizde farkındalık düşük seviyelerde. Dünyada nasıl ilerlendiğine bir örnek olarak elektronik kayıtlara yani doğrudan veriye dayalı dış ticareti yaygınlaştırmak için İngiltere’nin hazırladığı web sitesini paylaşıyorum.
Sınır ötesi ticaretteki kayıp ve verimsizliklerin böylesine bir dönemde firmaların odağına girmemiş olması beni şaşırtan konulardan birisi oldu.
- Eximbank, tematik kredilerle ihracatın finansmanına güçlü destek sağlıyor; ancak ihracat kredilerinde kamu bankalarının payı çok yüksek (2025 Ağustos BDDK verilerine göre %41). Kamu bankalarının ön alması kısa vadede faydalı görünse de, uzun vadede finansal piyasada çeşitlilik açısından risk oluşturabilir.
- Serbest piyasa birikiminin korunması, Türkiye’nin en büyük kazanımlarından biridir ve kaybedilmemelidir.
Sonuç olarak,
Türk iş dünyasının inanılmaz bir potansiyeli, girişimcilik ruhu, alt yapısı, üretim/ticaret tarihi ve dayanıklılığı var. Güven ortamı yeniden tesis edildiğinde, Türkiye’nin dünya ihracatındaki %1,08’lik payını çok daha yukarılara taşıyabilecek güce sahip.
İçinde bulunduğumuz bu zorlu dönemde, dayanıklılık, çeşitlilik ve dijitalleşme odaklı adımlar atan firmalar ve finans kurumlarının öne çıkacağına inanıyorum.
Kaynaklar:
https://www.theglobaleconomy.com/Turkey/exports
https://www.youtube.com/watch?v=-PEeVpRnBsk